SEVGİNİN REZONANSI


Gelişmek ve yükselmek adına daha da genişlemek için çok çeşitli spiritüel çalışmalar, şifalar, meditasyonlar, enerji tekniklerini kullanmaktayız. Herkes seçimi doğrultusunda bu yöntemleri kullanarak bulunduğu şimdiki durumdan daha ileri bir alana enerjisini taşıyabilir. Şimdi bulunduğumuz süreçte değişim ve dönüşümün hızını çoğumuz fark etmekteyiz. Dengelerin yeniden sağlandığı, yükselişin hızlandığı dönemlerdeyiz. Bu durum şahsi olduğu gibi ülkeler ve dünyamız içinde geçerlidir.

Kişinin enerji alanı genişlediği zaman lotus çiçeği gibi açılmaya başlar ve önce kendini sonra çevresini, sonra her varlığı sevgi titreşimleri ile sarar ve temizler. Bu durum sevginin on rezonansını taşıyordur. Kendisini, çevresini, ülkesini ve dünyamıza sevgi adına kalp çakrasından yaydığı sevgi titreşimleriyle etkiler sunar.
Sevginin on rezonans alanları nelerdir ve nasıl işler?

Sevginin Birinci Rezonans Alanı:
Eyleme geçirilmiş affetmektir. Affetme değişimi getirir. Tüm negatif titreşimleri temizler ve arındırır. Affetmenin eyleme geçmiş hali pozitif titreşimleri çoğaltır. Kendilerini güçsüz hissedenler, zorda olduğunu düşünenler evrimlerine hizmet etmeyen ilşkide olanlar, ruhsal anlamda kendilerini mutlu etmeyen işlerde çalışanlar sevginin ikinci rezonansına yükselmek için önce affetme için gerekli olan çalışmaları yaparlarsa çeşitli rahatsızlığı olanlar affetme titreşimiyle rahatsızlığının arkasında yatan nedeni anlayacak, çözecek ve iyileşme için gerekli değişime yer açacaklardır.

Sevginin İkinci Rezonans Alanı:
Soyut anlamda her şey olan yüce yaratan hatırlama armağanı sunar. Kişi bunu almaya hazırsa onun enerji alanına gerçeğin titreşimi yerleşir. Bazı insanların yükselme ve büyüme adına hazır olmadığını hissettiğiniz zaman bu bireylerin henüz dünya üzerinde karmik dersleri almaları gibi sebeplere hizmet etmek amacıyla var olduklarını anlarsınız. O nedenle herkes aynı anda gerçeği keşfedecek diye bir şey olmadığı gibi hiç kimse de bir başkasını uyanmaya zorlayamaz bu o kişiye zarar vermektir. Başkalarını yaşam deneyimlerindeki seçimlerinde özgür bırakmalıdır. Ancak kendi alanınızdaki çarpıklıkları temizleyerek ve şifalandırarak o berrak enerjiyi çevreye yayabilirsiniz.

Sevginin Üçüncü Rezonans Alanı:
Harekete geçmiş ve sevgi temeline oturmuş gücün hatırlanmasına neden olur. Başkalarının gücünü ortadan kaldırmak, kötüye kullanmak negatif enerjiyi çoğaltır. Kendi iç negatif enerjilerine karşı durma becerisine sahip olanlar genişlerler.
Sevgi üzerine kurulmuş güç doğru kullanılmasıyla zarar varsa da onun yönünü değiştirerek güzele doğru geçişi sağlar.
Sevginin üç rezonansı, istenmeyen şartlarda sıkışmış olanları, örneğin bir hastalık deneyimi olabilir, istenmeyen durumu değişimle birlikte umutsuzluk ve güçsüzlük duygusunu çözerek iyileşmeyi getirir.

Sevginin Dördüncü Rezonans Alanı:
Şefkat, merhamet, sevecenlik, uyum, birlik ve bütünlüğün ilahi rezonansını da arındırır. Bu rezonans olumsuz kalıpların dönüşmesini sağlar. Bu duyguları barındıran insanlar belli bir doğrultuda bir arada olan insanların uyum ve beraberlik içinde olmalarını sağlar aynı zamanda kendi içlerinde de bunu deneyimleyerek tüm varlıkların gelişimini tetikler. Şefkat duygusu birlik bilincini ortaya çıkarmaya yardımcıdır. Şefkat artınca ayrımcılık kalıplarının aşılmasına da yol açacaktır. Hastalık içteki uyumsuzluğun dışa fizik bedene yansımasıdır. Her hastalıklı hücre sevginin dördüncü rezonansında arındığını imgeledikçe bu hücrelerde gerekli rezonansa sahip olacaklardır. Böylece tedavi ve iyileşme mümkün olabilir.

Sevginin Beşinci Rezonans Alanı:
Bu alan bilinçli alınan nefes alınıdır. Kişi bilinçli aldığı nefesle şimdi de yaşamayı öğrenir. Şimdide yani An’da yaşamayı öğrenmek bedeni gençleştirir. Bedenin yaşlanması yavaşlar. Kişinin yaşam enerjisiyle gençliğini hissetmesi ve yakalaması hem yaşam içinde, hem kendi içinde hem de kişiye varoluşu ve evrimi için kendi dışında hiçbir şeye ihtiyacı olmadığını anlamasını hatırlatır. İçindeki rehbere güvenmesini öğretir. Bu sadece kendi gerçeğini değil aynı anda fiziksel anlamda dayandığı nesnelere de bağlılığını bırakmasını getirir. Her bir yükseliş rezonansında ki dönemeç o dönemeçten sonra bir yükünü bırakarak ileriye doğru gitmesini ve hafifliği, özgürlüğü getirir. Kişi An’ın içinde olduğu zaman zamansızlığı yaşayabilir orada üzüntü yoktur. Üzüntü enerji akışı olmadığında ya da kısıtlı enerji akışı olduğunda meydana gelir. Enerji zamanın içinde durur. Zamansızlıkta enerji hareket halindedir ve enerji çalışmalarında hastalıklı bölgeye özellikle bilinçli olarak enerjinin hareket etmediği bölgeye uygulanabilir.
Beşinci rezonans alanı; istenmeyen bağımlılıkların ortadan kalkmasında da çözmeye yardımcıdır. Böylece insan evrimi içinde kendisine hizmet etmeyen tüm gereksiz şeylerden özgür hareket etme gücünü kazanır.

Sevginin Altıncı Rezonans Alanı:
Bu öyle bir sevgidir ki tüm bağımlılık kapılarını kırar ve bu rezonansı almak isteyen tüm ruhlara uzanır. Kişinin büyüme ve yükselişteki kendisine engel olan tüm karmasını dönüştürerek bunu almaya hazır olanlara yardım eder. Herkes yeni bir farkındalık düzeyine yükselebilir. Altıncı rezonans şahsi yükseliş dışında başkalarının da yükselişi için gerekli olan alanı açar.

Sevginin Yedinci Rezonans Alanı:
İnsan deneyimlerini yaşarken bir tür hapishanededir. Özgürlüğün hatırlanmasıyla ki bunu sadece içinden gelenler yaşayabilir ve tüm karanlık alanlarda ve kendisini hapse mahkum eden tüm düşünce formlarını yaratan varlıklarla yaptığı anlaşmalarını iptal eder. Bu yükseliş kişinin yaşamdaki sevginin yedinci rezonansını gerçekleştirdikçe tüm deneyimlerinde ilerledikçe kendine farklı bir yaşam tarzı getirecektir. Özgürlük gerçeklerin hem kendi içinde hem başkalarında ifade bulduğu haliyle yansımalarına izin vermektir. Kişi başkalarına ne iseler o olmalarına tamamen izin verir. Böyle olunca onların da tüm yansımalarını koşulsuz kabul etmelerini hatırlamalarını sağlar.
Kişi yedinci rezonansla kendisini ilerlemekten alıkoyan tüm kişi ve durumlarla da bağını koparıp dünya üzerindeki amaçlarını yerine getirebilirler.

Sevginin Sekizinci Rezonans Alanı:
Kişi kendi “BEN” yanıyla her şey olana ulaşabileceğini ve ilahi birliği hatırlar. Sevginin sekizinci rezonansı bunun içindir. Eylem halindeki ilahi birlik kişinin içindeki eril ve dişil alanı öyle bir yıkar ve arındırır ki içindeki eril ve dişil alan savaşı bırakır. Yaşam deneyiminde eril ve dişil rekabetine de son verir. Bir çok kişinin ruh ve beden, zihin arasında ilahi birliğin doğmasına neden olur. Bu durum herkese yayılarak birlik içine girmeyi getirir.
Hastalık beden ve ruh arasındaki dengesizlikten doğmuşsa bu ilahi birlik onun akortlarını düzelterek tedavi imkanını da sunar.

Sevginin Dokuzuncu Rezonans Alanı:
İnsanlık ancak ayırımcılığın dışında başka bir düzenin olduğunu da hatırladığı zaman o düzen ortaya çıkmaya başlar. Birlik bilinci içinde olanlar dünya üzerinde kurulacak yeni bir sevgiyle birlik bilincine ulaşmalarında form oluşturacak şekilde çalışırlar. Birlik bilinci şahsi yükselişin ötesinde birlikte yükselmeye, genişlemeye niyet etmiş ve rezonansı bir arada yükselmek üzere anlaşmış ruhları bir araya çekecektir.

Sevginin Onuncu Rezonans Alanı:
Kalp bölgesinden ve sevginin dokuz rezonansının bir araya gelmesiyle onuncu rezonans gerçekleşir ve bu koşulsuz sevgidir. Böyle bir kişi onunla birlikte çalışan tüm insanların dokuz rezonansı uygulamaya geçirmelerine imkan verir. Onlarında gelişim süreçleri hızlanır. Bu fiziksel ve ruhsal tüm planları kapsar.
Sevginin on rezonansı bilinçli zihinle uygulanabilir ve aynı zamanda sübtil bedenlerin meridyen hatları ve hareketiyle gerçekleşir. Böylece sevginin on rezonansı uygulandığında kişinin yapısında depolanan DNA’larında bulunan istenmeyen genetik bilgileri kavramaları değişerek yaşlanma, ihtiyarlama, hastalığa neden olan hücresel bozukluklar iyileşerek, şifalanmaya başlayacaktır.
Bireysel farkındalık ve büyüme yolunda da bu bilgiler kullanılabilir.
BOL IŞIKLI GÜNLER DİLEĞİYLE:)

KALBİNLE DÜŞÜN -DÜNYAYI DEĞİŞTİR..


Kalbimizle Dünyayı Değiştirebiliriz.

Tüm bu anlatılanlar, sahip olduğumuz inançların evrene yollandığı ve Rezonans Kanununun esaslarına göre evrende kendileriyle aynı titreşimdeki enerjileri aradığı anlamına gelir.

Benzerler birbirini çeker. Bizim enerjimizle rezonans içinde olan her şey hayatımızda tahakkuk edecektir. Sözün özü; inandığımız her şey yaşamımızda gerçekleşecektir.

Bu nedenle, isterken dikkat edilmesi gereken en önemli noktalar:

Ne dilersen dile, bunu mantık seviyesinden kalp seviyesine taşı,
İsteklerimizin gerçekleşebilmesi için, bunun mümkün olduğuna kesinlikle inanmalıyız.
İsteklerimizin gerçekleşebilmesi için önce kendimizi mutlu bir ruh haline sokmalıyız.

Öncelikle bilincimizi hedefimize yönlendirmeliyiz ki, hayatımızda gerçekleştirmek istediğimiz şeylerle etkileşime geçebilelim. Hayatımızda sadece derinden inandığımız şeyler gerçekleşebilir. Bu en başta kendi hakkımızdaki düşüncemiz için geçerlidir. Kendimizle ilgili görüşlerimiz yaşayacaklarımızı belirler. Tabii ki bu, bir şeyleri harekete geçirebilmek için gerekli olan güç ve kudrete sahip olabilmek için, bu kudretin bize dışarıdan verilmediğini, içimizden husule geldiğini anlamamız gerektiği anlamına da geliyor. Demek ki dış dünya, her zaman bizim iç alemimizi yansıtır.

İnançlarımız Dış Alemimizi Değiştirmeyi Nasıl Başarıyor?

Son yıllarda modern bilimin tespitlerinde köklü değişiklikler oldu. Değişim 1995 yılında Rus Bilim Akademisi’nde Vladimir Poponin ve Peter Gariaev yönetimindeki araştırmalarla başladı. Bu iki bilim adamının deneylerinin sonuçları o kadar hayret vericiydi ki, bu deneyler Amerika’da tekrar edildi ve sonuçta orada kamuoyuna duyuruldu.

Vladimir Poponin ve Peter Gariaev, “foton” adı verilen ışık parçacıkları vasıtasıyla DNA’nın tutumunu incelemek istiyorlardı. Bu test serisinde vakum oluşturmak için bir borunun içindeki tüm havayı aldılar. Artık vakumda bile kesin bir hiçlik olmadığı biliniyor. Her mekanda özel aletlerle oldukça isabetli ölçülebilen fotonlar (ışık enerjisi) kalıyor. Böylece fotonlar borunun vakumunda oldukça düzensiz bir şekilde dağıldı.

Bir sonraki adımda boruya insan DNA’sı verildi. Ve o anda çok şaşırtıcı birşey oldu. Parçacıklar DNA’nın varlığında daha farklı sıralandı. DNA, fotonlara direkt olarak etki ediyordu. Sanki görünmez bir güçle, fotonları, boruda düzenli bir şekilde sıralamıştı. Artık bu deneyde kesinleşen şey şuydu; İnsanın DNA’sı, fiziksel dünyaya direkt etki ediyor.

Klasik fizikte, daha önce böyle bir şey gözlemlenmemişti. Dahası, klasik fiziğin alışılagelmiş mantığında, böyle bir şeye yer yoktu. Yani fotonlar insanların açıklayamadığı bir tutum sergiliyordu. Aslında bu yeteri kadar heyecan vericiydi, ama daha sonra olanlar tartışmasız bir devrim niteliğindeydi…Bilim adamları, DNA’yı borudan aldıkları zaman, fotonların düzenli sıralarını bozup dağınık hallerine geri döneceklerini düşünmüştü. Ama beklenenin tam tersi oldu! Fotonlar sanki DNA hala oradaymış gibi düzenli sıralarında kaldı.

Araştırmacılar deneyleri defalarca tekrarladılar, varılan sonuç aynıydı; fiziksel olarak ayrılsalar bile DNA ve fotonlar arasında hala bir bağ vardı. Görünüşe göre, kuantum fiziğinin “kuantum alanı” dediği bir alan aracılığıyla birbirleriyle bağlantılıydılar. Boşluk olarak tabir ettiğimiz şey aslında hiç de “boş” değildir, bilakis içinde milyarlarca verilerin dalgalar aracılığı ile hareket ettiği ve yayıldığı bir alandır.

Bu deney Rezonans Kanununu anlayabilmemiz için oldukça aydınlatıcı olmuştur. Ayrıca bu enerji alanını ayrıcalıklı kılan ise; tanıdığımız hiçbir enerji türüne benzememesidir.

Sıkı dokunmuş bir ağ gibi işlediği görülen enerji yüklü bu alan, iç ve dış alemimiz arasında bir nevi köprü görevi görür.

Tıpkı ses dalgalarının, havayı taşıyıcı olarak kullandığı gibi, yaydığımız inanç ve düşünce gücü de dünyaya taşınabilmek için bir aracıya ihtiyaç duyar. Burada, kuantum alanı devreye girerek, bu aracılık görevini üslenir.

Bu enerji alanı, farkında olsak da olmasak da her şeyle ve herkesle bağlantı içinde olmamızı mümkün kılar.

Bu esnada “alıcının” bizden ne kadar uzaklıkta olduğunun hiçbir rolü yoktur. Bu alıcı yan komşumuz da olabilir, dünyanın öbür ucunda bulunan bir kişi de olabilir. Oluşturulan ve yayılan rezonans alanı, her zaman doğru kişiye ulaşır. Böylece istediğimiz hedefimizle aramızda, enerji yoluyla kesin ve aktif bir bağlantı kurabileceksek eğer, neden en büyük arzularımızın gerçekleşmesi için daha fazla bekleyelim ki?

Kuantum alanı sayesinde herşeyle ve herkesle hemen bağlantıya geçebiliriz. Tek yapmamız gereken şey bunun için bir adım atmaktır;

Rezonans Kanunu, her zaman “evet” der.

İnançlarını her zaman doğru çıkarır.

Sana karşı gelmez.

Mesela, hayatının önemsiz olduğuna ve hiçbir anlam taşımadığına mı inanıyorsun, bu inancın, onaylanacaktır.

Gerçek, büyük bir aşkı hak ettiğine mi inanıyorsun, para, manevi ve maddi zenginliği hak ettiğine; hayatının derin, her şeyi kuşatan bir anlamı olduğuna mı inanıyorsun, bu inancın yaşamında gerçekleşecektir.

Neye inandığın enerjinin umurunda değildir, inancın yüksek ahlaki değerler taşıyabilir ya da çok kötü bir şey olabilir sana fayda sağlayabilir ya da hayatını zorlaştırabilir, enerji işin ahlaki kısmıyla ilgilenmez ve yargılamaz.

Enerji daima senin yaydığın içtekiler doğrultusunda çalışır.SEVGİYLE KALIN..

BEN SEVGİYLE NİYETLENİYORUM,İSTEKLERİMİ GERÇEKLEŞTİRİYORUM:)


BEN SEVGİYLE NİYETLENİYORUM,İSTEKLERİMİ GERÇEKLEŞTİRİYORUM:)

“Ön yargıları yıkma, atomu parçalamaktan daha zordur” Albert Einstein

Kalp, ezelden beri sevginin en kuvvetli sembolü ve duygularımızın merkezi olarak kabul edilirdi. Ama sonra tıp ve modern bilim ortaya çıktı ve bize, kalbin sadece vücudumuzda kanın dolaşımını sağlayan bir pompa olduğunu yutturmaya çalıştı. Biz “normal insanlar” ise, elimizde halihazırda bunun aksini kanıtlayacak herhangi bir delilimiz olmamasına rağmen, kalbimizin duygularımızın merkezi olduğu inancımızı asla kaybetmedik. 1993 yılında duyguların insan vücudu üzerindeki hakimiyeti hakkında bir araştırma yapılmak istenmiş ve bunun için duygularımızın oluşumundan sorumlu olduğu düşünülen bölgeye, yani kalbimize odaklanılmış. Oldukça çabuk, daha araştırmaların başında herkesi hayrete düşüren bir şey tespit edildi ve bu buluşun neden daha önce yapılmadığının şaşkınlığı yaşandı. Bu nefes kesici buluş; kalbin muazzam büyük bir enerji alanıyla çevrili oluşuydu. Burada bahsedilen alanının çapı yaklaşık iki buçuk metredir.

Bir düşünün, kalbimiz beynimizin oluşturduğundan çok daha büyük bir enerji alanı oluşturuyor. Bilim şimdiye kadar beynin, sahip olduğu elektromanyetik nabızlarla en büyük yayın alanına sahip olduğunu varsayıyordu. Ama şimdi bundan çok daha büyük bir enerji alanı bulundu, insan vücudundan dışarı uzanacak kadar kuvvetli bir enerji. Böylece ilk şaşkınlık atılmasıyla birlikte, akıllara kalbimizin etrafındaki bu enerji alanın nasıl bir görevi olduğu sorusu geldi. Geldiğimiz noktada ulaştığımız bilgiler şaşırtıcı olduğu kadar önemlidir de.

Kalbimiz tarafından oluşturulan elektromanyetik alan vücudumuzdaki organlarla iletişim halindedir. Hatta beyin ve kalbin arasında bir bağlantının bulunduğu ve bu bağlantıyla kalbin beyne hangi hormonları, endorfini ya da diğer kimyasalları salgılaması gerektiğini bildirdiği kanıtlanabildi.

Beynimiz bağımsız hareket etmiyor, aktiviteleri için gerekli sinyalleri kalbimizden alıyor.

Hepsi bu kadar da değil! bilim adamları araştırmalarında kalbimizden yayılan bu elektromanyetik alanın sadece duygularımız tarafından oluşturulmadığını ve gücünü diğer önemli bir kaynaktan, kanaatlerimizden; yani derin bir inançla bağlandığımız ve hayatımıza doğrultusunda yön verdiğimiz düşüncelerimizden aldığını buldular. Bütün duygu ve düşüncelerimiz kalbimizin enerjisinde bilgi olarak bulunmakta ve vücudumuzdan yayılan en kuvvetli sinyal olarak sadece beynimize ve organlarımıza değil, aynı zamanda dünyanın derinliklerine doğru taşınmaktadır. Bu ezeli gerçeğin yansımalarını “kendini derin bir inançla savunmak” “bir şeyi kalpten istemek” ve tabii “kalbinin sesini dinlemek” gibi bazı deyimlerimizde görmek mümkündür.

Kalbimiz, inanç ve duygularımızı elektromanyetik titreşimlere ve dalgalara dönüştüren bir tür aracı olarak hizmet eder. Ve bu elektromanyetik dalgalar vücudumuzla sınırlı kalmaz, bütün çevremize uzanır, bizi kuşatan her şeyle iletişim halindedir. Kalbimiz, bütün inançlarımızı, geleceğe yönelik düşlerimizi ve duygularımızı başka bir dile, titreşimlerin ve dalgaların kodlanmış diline çevirir ve bunları evrene gönderir.

İnançlarımız kalbimizin yaydığı elektromanyetik dalgalar sayesinde fiziksel dünyayla etki alışverişinde bulunur. Yayılan bu enerjinin ne denli büyük olduğunu HeartMath Enstitüsü’nün yaptığı araştırmalar gözler önüne seriyor:

Kalbin elektrik akımı (EKG), beyinde oluşan elektrik akımından (EEG) altmış kez daha kuvvetlidir.
Kalbin manyetik alanı ise beyninkinden beş bin kez daha kuvvetlidir.

Demek ki kalbimizle, beynimizle yaydığımızdan çok daha fazla enerji yayıyoruz. Peki bunu bilmek, bizim için neden bu kadar önemli? Çok basit, çünkü bu sayede, bazı dileklerimiz hemen gerçekleşirken, bazılarının gösterdiğimiz tüm çabalara rağmen neden bir türlü tezahür etmediğini anlıyoruz.

İsteğimizin gerçekleşeceğine gerçekten inanmadan olumlama (imgeleme) yaparsak ya da bir şeylerin hayalini kurarsak, sadece beynimiz elektromanyetik dalgalar yayarken, duygularımızın gerçek merkezi olan kalbimiz beş bin kat daha büyük bir kuvvetle, genellikle tereddüt ve korku olan asıl inancımızı dünyaya yayar. Bunun sonucu apaçık ortadadır; hayatımızda sadece kalbimizin derinliklerinde gerçekleşeceğine inandığımız şey gerçekleşecektir.

İnançlarımızı duygularımızla desteklediğimiz zaman yaydığımız enerji çok daha büyük olur. Ama üzgün, depresif ya da bitkinsek, istediğimiz şeyi dileyebiliriz, bu durumda kalbimizden yaydığımız hüzünlü duygular, mantığımızdan gelen isteklerden her zaman daha güçlü olacaktır. Peygamberle, günümüzün ve geçmişin dünyaca ünlü alimleri ve bilgeleri ısrarla “Kalp gözüyle görmeyi” öğrenmemizi söylerler.SEVGİYLE KALIN..

BEN BİR PARA AĞACIYIM:)


Bilinçaltımız temizledikten sonra parayla ilgili şu meditasyonu rahatlıkla yapabiliriz.Gözlerinizi kapatın ve gevşeyin.Kocaman bir ağaç olarak kendinizi imgeleyin.Köklerinizin toprağın derinliklerine uzandığını imgeleyin.Dallarınızın gökyüzüne uzandığını görün.Yapraklarınız da ise binlerce para var,siz bir para ağacısınız.Şimdi ağaç olma durumundan çıkın ve geri adım atın artık ağaç değilsiniz ama ağaç önünüz de bütün ihtişamı ile duruyor.Paralar dallarından düşmeye başlıyor ve elinize bir sepet alın.paraları toplamaya başlayın.Paralar üzerinize düşüyor ve adeta para ile duş alıyorsunuz.Sepetinizi para ile doldurun ve ağaca teşekkür edin.fakat ağacı bırakırken bile para ile dolu olduğunu imgeleyin.istediğiniz zaman gözlerinizi açabilirsiniz.ÇOK KOLAY BİR MEDİTASYON..SEVGİYLE KALIN..

ŞEMS’İN KIRK KURALI


Şems’ in Kırk Kuralı (Gönlü Geniş Ve Ruhu Gezgin, Sufi Mesreplilerin Kırk Kuralı)

1. Kural: Yaradanı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar. Şayet tanrı dendi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sen de korku ve utanç içindesin çoğunlukla. Yok, eğer, tanrı dendi mi evvela aşk, merhamet ve şefkat anlıyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir.

2. Kural: Hak yolunda ilerlemek yürek işidir,akıl işi değil. Kılavuzun daima yüreğin olsun,omzun üstünde ki kafan değil. Nefsini bilenlerden ol silenlerden değil !

3. Kural: Kur’an dört seviyede okunabilir. İlk seviye zahiri manadır. Sonra ki batıni manadır. Üçüncü batıninin batınisidir. Dördüncü seviye o kadar derindir ki kelimeler kifayetsiz kalır tarif etmeye.

4. Kural: Kainattatki her zerrede Allah’ın sıfatlarını bulabilirsin, çünkü O camide, mescitte, kilisede, havrada değil, her an her yerdedir. Allah’ı görüp yaşayan olmadığı gibi, onu görüp ölen de yoktur. Kim O’nu bulursa, sonsuza dek O’nda kalır.

5. Kural: Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir. Korka korka atar adımlarını. Aman sakın kendini diye tembihler. Halbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği: Bırak kendini, ko gitsin; akıl kolay kolay yıkılmaz. Aşk ise kendini yıpratır, harap düşer. Halbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. Ne varsa harap bir kalpte var!

6. Kural: Şu dünyadaki çatışma, önyargı ve husumetlerin çoğu dilden kaynaklanır. Sen sen ol, kelimelere fazla takılma. Aşk konusunda dil zaten hükmünü yitirir. Aşık dilsiz olur.

7. Kural: Şu hayatta tek başına inzivada kalarak, sadece kendi sesinin yankısını duyarak, hakikati keşfedemezsin. Kendini ancak bir başka insanın aynasında tam olarak görebilirsin.

8. Kural: Başına ne gelirse gelsin, karamsarlığa kapılma. Bütün kapılar kapansa bile, sonunda O sana kimsenin bilmediği gizli bir patika açar. Sen şu anda göremesen de, dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var. Şükret! istediğini elde edince şükretmek kolaydır. Sufi, dileği gerçekleşmediğinde de şükredebilendir.

9. Kural: Sabretmek, öylece durup beklemek değil, ileri görüşlü olmak demektir. Sabır nedir? Dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir. Allah aşıkları sabrı gülbeşeker gibi tatlı tatlı emer, hazmeder. Ve bilirler ki, gökteki ayın hilalden dolunaya varması için zaman gerekir.

10. Kural: Ne yöne gidersen git, doğu,batı,kuzey ya da güney- çıktığın her yolculuğu içine doğru bir seyahat olarak düşün! Kendi içine yolculuk eden kişi, sonunda arzı dolaşır.

11. Kural: Ebe bilir ki sancı çekilmeden doğum olmaz, ana rahminden bebeğe yol açılmaz. Ssenden yepyeni ve taptaze bir sen zuhur edebilmesi için zorluklara, sancılara hazır olman gerekir.

12. Kural: Aşk bir seferdir. Bu sefere çıkan her her yolcu, istese de istemese de tepeden tırnağa değişir. Bu yollara dalıp da değişmeyen yoktur.

13. Kural: Şu dünyada semadaki yıldızlardan daha fazla sayıda sahte hacı, hoca ,şeyh, şıh var. Hakiki mürşit seni kendi içine bakmaya ve nefsini aşıp kendindeki güzellikleri bir bir keşfetmeye yönlendirir. Tutup da ona hayran olmaya değil.

14. Kural: Hakk’ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil seninle beraber aksın. Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?

15. Kural: Allah, içte ve dışta her an hepimizi tamama erdirmekle meşguldür. Tek tek her birimiz tamamlanmamış birsanat eseriyiz. Yaşadığımız her hadise, atlattığımız her badire eksiklerimizi gidermek için tasarlanmıştır. Rab noksanlarımızla ayrı ayrı uğraşır çünkü beşeriyet denen eser, kusursuzluğu hedefler.

16. Kural: Kusursuzdur ya Allah, onu sevmek kolaydır. Zor olan hatasıyla sevabıyla fani insanları sevmektir. Unutma ki kişi bir şeyi ancak sevdiği ölçüde belebilir. Demek ki hakikaten kucaklamadan ötekini, Yaradan’dan ötürü yaratılanı sevmeden, ne layıkıyla bilebilir , ne layıkıyla sevebilirsin.

17. Kural: Esas kirlilik dışta değil içte, kisvede değil kalpte olur. Onun dışındaki her leke ne kadar kötü görünürse görünsün, yıkandı mı temizlenir, suyla arınır. Yıkamakla çıkmayan tek pislik kalplerde yağ bağlamış haset ve art niyettir.

18. Kural: Tüm kainat olanca katmanları ve karmaşasıyla insanın içinde gizlenmiştir. Şeytan, dışımızda bizi ayartmayı bekleyen korkunç bir mahluk değil bizzat içimizde bir sestir. Şeytanı kendinde ara, dışında, başkalarında değil ve unutma ki nefsini bilen Rabb’ini bilir. Başkalarıyla değil sadece kendiyle uğraşan insan sonunda mükafat olarak Yaradan’ı tanır

19. Kural: Başkalarından saygı,ilgi ya da sevgi bekliyorsan önce sırasıyla kendine borçlusun bunları. Kendini sevmeyen birinin sevilmesi mümkün değildir. Sen kendini sevdiğin halde dünya sana diken yolladı mı, sevin. Yakında gül yollayacak demektir.

20. Kural: Yolun ucunun nereye varacağını düşünmek beyhude bir çabadan ibarettir. Sen sadece atacağın ilk adımı düşünmekle yükümlüsün. Gerisi zaten kendiliğinden gelir.

21. Kural: Hepimiz farklı sıfatlarla sıfatlandırıldık. Şayet Allah herkesin tıpatıp aynı olmasını isteseydi,hiç şüphesiz öyle yapardı. Farklılıklara saygı göstermemek,kendi doğrularını başkalarına dayatmaya kalkmak, Hakk’ın mukaddes nizamına saygısızlık etmektir.

22. Kural: Hakiki Allah aşığı bir meyhaneye girdi mi orası ona namazgah olur. Ama bekri aynı namazgaha girdimi orası ona meyhane olur. Şu hayatta ne yaparsak yapalım, niyetimizdir farkı yaratan, suret ile yaftalar değil.

23. Kural: Yaşadığımız hayat elimize tutuşturulmuş rengarenk ve emanet bir oyuncaktan ibaret. Kimisi oyuncağı o kadar ciddiye alır ki ağlar, perişan olur onun için. Kimisi eline alır almaz şöyle bir kurcalar oyuncağı , kırar ve atar. Ya aşırı kıymet verir , ya kıymet bilmeyiz.
Aşırılıklardan uzak dur. Sufi ne ifrattadırne tefritte. Sufi daima orta yerde…

24. Kural: Madem ki insan eşref-i mahlukattır, yani varlıkların en şereflisi, attığı her adımda Allah’ın yeryüzünde ki halifesi olduğunu hatırlayarak , buna yakışır soylulukta hareket etmelidir. İnsan yoksul düşse, iftiraya uğrasa, hapse girse, hatta esir olsa bile, gene de başı dik, gözü pek, gönlü emin bir halife gibi davranmaktan vazgeçmemelidir.

25. Kural: Cenneti ve cehennemi illa ki gelecekte arama. İkisi de şu an da burada mevcut. Ne zaman birini çıkarsız, hesapsız ve pazarlıksız sevmeyi başarsak, cennetteyiz aslında. Ne vakit birileriyle kavgaya tutuşsak; nefrete, hasede ve kine bulaşsak, tepetaklak cehenneme düşüveririz.

26. Kural: Kainat yekvücud, tek varlıktır. Herşey ve herkes görünmez iplerle birbirine bağlıdır. Sakın kimsenin ahını alma; bir başkasının hele hele senden zayıf olanın canını yakma. Unutma ki dünyanın öte ucunda tek bir insanın kederi, tüm insanlığı mutsuz edebilir. Ve bir kişinin saadeti herkesin yüzünü güldürebilir.

27. Kural: Şu dünya bir dağ gibidir, ona nasıl seslenirsen o da sana öyle aksettirir. Ağzından hayırlı bir laf çıkarsa, hayırlı laf yankılanır, şer çıkarsa sana gerisin geri şer yankılanır. Öyleyse kim ki senin hakkında kötü konuşur, sen o insan hakkında kırk gün kırk gece güzel sözler et. Kırk günün sonunda göreceksin herşey değişmiş olacak. Senin gönlün değişirse dünya değişir.

28. Kural: Geçmiş zihinlerimizi kaplayan bir sis bulutundan ibaret. Gelecek ise başlı başına bir hayal perdesi. Ne geleceğimizi bilebilir, ne geçmişimizi değiştirebiliriz. Sufi daima şu anın hakikatini yaşar.

29. Kural: Kader hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir. Bu sebepten,”ne yapalım, kaderimiz böyle”deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir. Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. Güzergah bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse ne hayatının hakimisin,ne de hayat karşısında çaresizsin.

30. Kural: Hakiki sufi öyle biridir ki başkaları tarafından kınansa, ayıplansa, dedikodusu yapılsa, hatta iftiraya uğrasa bile, o ağzını açıp da kimse hakkında tek kelime kötü laf etmez. Sufi kusur görmez kusur örter.

31. Kural: Hakk’a yakınlaşabilmek için kadife gibi bir kalbe sahip olmalı. Her insan şu veya bu şekilde yumuşamayı öğrenir. Kimi bir kaza geçirir, kimi ölümcül bir hastalık, kimi ayrılık acısı çeker, kimi maddi kayıp… Hepimiz kalpteki katılıkları çözmeye fırsat veren badireler atlatırız. Ama kimimiz bunda ki hikmeti anlar ve yumuşar; kimimiz ise ,ne yazık ki daha da sertleşerek çıkar.

32. Kural: Aranızda ki perdeleri tek tek kaldır ki Allah’a saf bir aşkla bağlanabilesin. Kuralların olsun amaKurallarını başkalarını dışlamak yahut yargılamak için kullanma. Bilhassa putlardan uzak dur, dost. Ve sakın kendi doğrularını putlaştırma. İnancın büyük olsun ama inancınla büyüklük taslama !

33. Kural: Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken sen hiç ol! Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl ki çömleği tutan dışında ki biçim değil içinde ki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik zannı değil hiçlik bilincidir.

34. Kural: Hakk’a teslimiyet ne zayıflık ne edilgenlik demektir. Tam tersine, böylesi bir teslimiyet son derece güçlü olmayı gerektirir. Teslim olan insan çalkantılı ve girdaplı sularda debelenmeyi bırakır; emin bir beldede yaşar.

35. Kural: Şu hayatta ancak tezatlarla ilerleyebiliriz. Mümin içindeki münkirle tanışmalı, Allah’a inanmayan kişi ise içinde ki inananla. İnsan-ı kamil mertebesine varana kadar gıdım gıdım ilerler kişi. Ve ancak tezatları kucaklayabildiği ölçüde olgunlaşır.

36. Kural: Hileden,desiseden endişe etme. Eğer birileri sana tuzak kuruyor, sana zarar vermek istiyorsa, Allah da onlara tuzak kuruyordur. Çukur kazanlar o çukura kendileri düşer. Bu sistem karşılıklar esasına göre işler. Ne bir katre hayır karşılıksız kalır, ne bir katre şer. O’nun bilgisi dışında yaprak bile kıpırdamaz. Sen sadece buna inan !

37. Kural: Allah kılı kırk yaracak titizlikle çalışan bir saat ustasıdır. O kadar dakiktir ki sayesinde her şey tam zamanında olur. Ne bir saniye erken, ne bir saniye geç. Her insan için bir aşık olma zamanı vardır; bir de ölmek zamanı.

38. Kural: Yaşadığım hayatı değiştirmeye, kendimi dönüştürmeye hazır mıyım ? Diye sormak için hiçbir zaman geç değil. Kaç yaşında olursak olalım, başımızdan ne geçmiş olursa olsun, tamamen yenilenmek mümkün. Tek bir gün bile öncekinin tıpatıp tekrarıysa,yazık ! Her an her nefeste yenilenmeli. Yepyeni bir yaşama doğmak için ölmeden önce ölmeli.

39. Kural: Noktalar sürekli değişse de bütün aynıdır. Bu dünyadan giden her hırsız için bir hırsız daha doğar. Ölen her dürüst insanın yerini bir dürüst insan alır. Hem bütün hiçbir zaman bozulmaz. Her şey yerli yerinde kalır, merkezinde… Hem de bir günden bir güne hiçbir şey aynı olmaz.
Ölen her sufi için bir sufi daha doğar.

40. Kural: Aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır. Acaba ilahi aşk peşinde mi koşmalıyım, yoksa dünyevi, semavi ya da cismani diye sorma! Ayrımlar ayrımları doğurur. Aşk’ın hiçbir sıfat ve tamlamaya ihtiyacı yoktur. Başlı başına bir dünyadır aşk. Ya tam ortasındasındır, merkezinde ya da dışındasındır, hasretinde..